Thursday, 29 January 2026

işte ansızın o vakit

büyük bir umutla,
büyük bir umut,
kelebeklerin, -şu bilmem kaç yıl önce Ankara'ya saldıkları kahverengi-turuncu kelebeklerin, güzel nazuğum derlermiş bitkibilimciler, hani kuru havadan ölümlerinin iki gün bile sürmeyeceğinin bilincinde olduğumuz kelebekler- kadifeliğinde,
geçmiş bir zamanın dakikalarını hatırlayarak beyhude, o dakikalar ki sana pek de bir şey katmamış, hatta hayatından götürmüş, ama belki de götürdüğüyle sana bir şey öğretmiş olan,
o öğrendiklerini pratik edemediğin, eyleme dökemediğin, ortaya koyamadığın, çok sevdiğin o kitap kokularının arasında yalnızca bildiklerini özümsemiş ve kavramış olduğun o lacivert, o dehlizsiz, buz tutmuş kuyu dipleri gibi kokmayan o ferah yanılgının ortasındayken,
bir şeyin peşindeyken yani,
peşine düşülecek bir şey bulduğunu düşündüğün, sandığın veya belki de anladığın o vakitte,
bir şeyleri, o şeyleri işte, ideolojiyi, toplumu, bilinci ve tüm bunları anlatmaktan yorgun düşmediğin, anlatmanın, heyecanlanmanın, konuşmanın anlamsız olduğunu düşünmediğin o ince, o ender vakit; o vakit yani, bunları konuştun diye büyük adam olarak algılanmadığın, çünkü zaten bunları herkesin, herkesin bildiği, bilincinde olduğu, bilinçlendiği o vakit, kavganın artık verilmiş ve bitmiş olduğu vakit, ulaştığımız vakit -ki ulaşmak çelişir kuramda yazanla, ama heyhat, kuramları, çelişkileri, mücadelenin o tiz sancısını aştığımız vakit, 
bir bahar günü erik ağaçları Ankara'nın buzlu ayazından henüz nasibini almamışken, bir bahar günü iki sevgili el ele tutuşmuşken çöllerde yakılanlardan, onların acılarından azade, çünkü çöllerde yakılanları yadsımayı, görmezden gelmeyi aşktan başka ne haklı çıkarabilir? bir insanın tırnağının bitip parmağının başladığı yerdeki beyazlıktadır çünkü, belki de birlikte, o beyazlıkla hiçbir şeyi unutmamak ve o vakit geldiğinde yola düşüleceğini bilmektendir aşk.
o vakti bekliyoruz işte, her gün gelecek diye bekliyoruz, büyük bir umutla bekliyoruz. ekmek yiyoruz, ağlıyoruz, savaşıyoruz, susuyoruz, hiçbir şey yapmıyoruz ve hiçbir şey olmuyor bazen, ama sonra hatırlıyoruz ki haftalar vardır on yılların yaşanacağı, sonra yine susuyoruz.
büyük bir umutla,
kelebeklerin kadifeliğinde,
geçmiş bir zamanda ve peşine düşülecek bir şeyler bulduğunda,
o vakitte gel, o vakitte konuşalım, gözlerime bak ki anla, nelerin kaybolduğunu, hiç olmadığını ve belki de kazanılacağını. 

0 comments:

Post a Comment